Dünya yeniden sert bir kırılmanın eşiğinde duruyor. Güç merkezleri, devletleri aynı çizgide hizalamaya çalışıyor. Diplomasi kelimesi kullanılıyor fakat masanın gölgesinde baskı hissediliyor. İşte tam burada insanlık vicdanı devreye giriyor.
Filistin meselesi artık yalnız bölgesel bir başlık değildir. Bu mesele, modern dünyanın adalet imtihanıdır. Bir halkın yurdu küçültülürken, sesi bastırılırken ve devlet hakkı ötelenirken kurulan her denklem eksik kalacaktır.
Bugün bazı çevreler İsrail merkezli yeni bir siyasi eksen oluşturmaya çalışıyor. Devletlerin tarihini, milletlerin hafızasını ve toplumların refleksini hesaba katmayan bu yaklaşım, krizleri azaltmaz. Tam tersine gerilimi büyütür.
Türkiye ise başka bir yerde duruyor. Çünkü bu ülkenin hafızasında istiklal vardır. Baskıya boyun eğmeyen bir siyasi gelenek vardır. Bu yüzden dışarıdan çizilen haritalar Ankara’da karşılık bulmaz.
Coğrafyamız uzun yıllardır ağır sınamalardan geçiyor. Savaşlar, işgaller, göçler ve diplomatik kuşatmalar yaşandı. Fakat bütün bu tablo içinde ayakta kalan tek hakikat vardır: Adalet duygusu.
Filistin’in devlet hakkı teslim edilmeden bölgede gerçek huzur kurulamaz. İnsanların evlerini, şehirlerini ve geleceğini yok sayarak güvenlik üretilemez. Tarih bunun aksi örnekleriyle doludur.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, baskıyla büyüyen siyasi bloklar değildir. İhtiyaç duyulan şey vicdanı diri tutan adil bir yaklaşımdır. Çünkü insanlık, gücün değil hakkın etrafında birleştiğinde huzura yaklaşacaktır.