Önceki dönem milletvekillerinden, Parlamenter Gazeteci ve Yazarlar Birliği Başkanı İbrahim Aydemir, Ramazan Sohbetleri kapsamında yaptığı konuşmada Meryem, Taha ve Vakıa surelerinden bölümler üzerinden kulluk, teslimiyet ve ahiret bilincini ele aldı. Kur’an mealindeki ana mesajları merkeze alan Aydemir, kıssaların tarih anlatısı olarak değil, doğrudan bugüne hitap eden bir uyarı ve inşa çağrısı olduğunu ifade etti.
Aydemir, konuşmasına Meryem Suresi’nin ilk ayetlerinde yer alan Hz. Zekeriya kıssasıyla başladı. Yaşlılık ve imkânsızlık içinde yapılan bir duanın, ilahi kudretle nasıl karşılık bulduğunu hatırlattı. Zekeriya’nın gizli yakarışını aktaran ayetlerde, insanın Rabbine yönelişinde samimiyetin öne çıktığını belirtti. Yaşın, şartların ve toplumsal beklentilerin ilahi tasarruf karşısında belirleyici olmadığını vurguladı.
Hz. Meryem’in yalnızlığına da değinen Aydemir, doğum sancısı içinde bir hurma ağacına yaslanan Meryem’e gelen ilahi hitabın, çaresizlik anında dahi kulun sahipsiz bırakılmadığını gösterdiğini söyledi. “Tasalanma” emrinin bir moral cümlesi olmadığını, doğrudan ilahi güvence anlamı taşıdığını kaydetti.
KULLUK VE SORUMLULUK VURGUSU
Aydemir, Meryem Suresi’nde Hz. İsa’nın beşikte konuşarak kendisini “Allah’ın kulu” olarak tanıtmasının altını çizdi. Bu ifadenin, peygamberlikten önce kulluğun geldiğini gösterdiğini belirtti. Kulluğun namaz ve zekâtla birlikte anıldığını hatırlatan Aydemir, ibadetin bireysel bir ritüel alanı olarak değil, toplumsal düzenin parçası olarak sunulduğunu ifade etti.
Surede yer alan “Rahman çocuk edindi” iddiasına verilen cevabın, tevhid ilkesini açık biçimde ortaya koyduğunu belirten Aydemir, Allah’ın birliğinin Kur’an’ın merkezinde yer aldığını söyledi. Bu ilkenin, inanç alanıyla sınırlı kalmadığını; insanın hayat tasavvurunu da belirlediğini dile getirdi.
Hz. İbrahim’in babasıyla yaptığı konuşmayı hatırlatan Aydemir, putperestliğe karşı sergilenen tavrın saygı ve hikmet diliyle kurulduğunu vurguladı. “Babacığım” hitabının, tebliğde üslubun önemini gösterdiğini belirtti. Hakikatin savunulmasının sertlik gerektirmediğini, kararlılıkla yürütülen bir davetin daha etkili olduğunu kaydetti.
TAAHA SURESİ VE MUSA’NIN MÜCADELESİ
Konuşmanın ikinci bölümünde Taha Suresi’ne geçen Aydemir, Hz. Musa’nın Tur’da aldığı vahyi ve Firavun’a gönderilişini değerlendirdi. Musa’nın “Göğsümü genişlet” duasının, görevin ağırlığını fark eden bir peygamberin talebi olduğunu söyledi. İlahi mesajın tebliğinde sabır ve cesaretin birlikte yürüdüğünü ifade etti.
Firavun karşısında sergilenen mucizelerin, güç gösterisi amacı taşımadığını belirten Aydemir, asıl meselenin hak ile batıl arasındaki ayrışma olduğunu dile getirdi. Sihirbazların secdeye kapanmasının, hakikati gördüklerinde tereddüt etmediklerini gösterdiğini aktardı.
İsrailoğulları’nın buzağıya yönelişini hatırlatan Aydemir, insanın kısa sürede yön değiştirebildiğine dikkat çekti. Musa’nın öfkesinin, kişisel bir tepki olarak değil, ilahi emre bağlılık çerçevesinde anlaşılması gerektiğini söyledi.
VAKIA SURESİ VE AHİRET TASVİRİ
Vakıa Suresi’ndeki üçlü insan tasnifine değinen Aydemir, önde gidenler, amel defteri sağdan verilenler ve inkârı sürdürenler şeklindeki ayrımın, dünya hayatındaki tercihlerle bağlantılı olduğunu ifade etti. Cennet tasvirlerinin bir mükâfat çağrısı, cehennem sahnelerinin ise açık bir uyarı olduğunu kaydetti.
İnsanın yaratılışına, suya, ekine ve ateşe dikkat çeken ayetlerin, tefekküre davet içerdiğini belirtti. Hayatın sıradan görülen unsurlarının ilahi kudretin delili olarak sunulduğunu vurguladı.
Aydemir, Kur’an’ın “şerefli bir kitap” olarak tanımlandığını hatırlatarak, bu hitabın hafife alınamayacağını ifade etti. Ayetlerin yüz çevirenlere ağır bir sorumluluk yüklediğini; yüzünü vahye dönenler için ise yol gösterici olduğunu söyledi.
Konuşmasını, Ramazan ayının bu mesajları yeniden düşünme imkânı sunduğunu belirterek tamamladı. Kur’an’ın kıssalar üzerinden inşa ettiği bilinçle hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.