Önceki dönem milletvekillerinden, Parlamenter Gazeteci ve Yazarlar Birliği Başkanı İbrahim Aydemir, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de doğrudan halk oyuyla seçilen ilk Cumhurbaşkanı olduğu 10 Ağustos 2014 tarihinin 12. yılı dolayısıyla değerlendirmelerde bulundu.
10 Ağustos 2014’te yapılan seçimde Recep Tayyip Erdoğan ilk turda Cumhurbaşkanı seçilmiş, böylece Cumhuriyet tarihinde Cumhurbaşkanının doğrudan millet tarafından belirlendiği ilk seçim gerçekleştirilmişti. Cumhurbaşkanlığının resmî biyografisinde de Erdoğan’ın 10 Ağustos 2014’te Türk siyasi tarihinde ilk kez doğrudan halkın oylarıyla ve ilk turda 12. Cumhurbaşkanı seçildiği kayda geçiriliyor. (TC Cumhurbaşkanlığı)
Aydemir, o tarihte Doğu Anadolu Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı olarak kamuoyuyla paylaştığı “Niçin Erdoğan” başlıklı değerlendirmeyi hatırlatarak, aradan geçen 12 yılın o gün ifade ettiği siyasi dönüşümün kapsamını daha belirgin hale getirdiğini söyledi.
2014’TE “CUMHURİYET TARİHİMİZDE BİR MİLADI YAŞAYACAĞIZ” DEMİŞTİ
Aydemir, 2014 yılında yaptığı değerlendirmede Cumhurbaşkanının doğrudan millet tarafından seçilecek olmasını “Cumhuriyet tarihimizde bir milat” sözleriyle tarif etmişti.
O gün, “Cumhurbaşkanını halkın vekilleri yerine halkın bizzat kendisi seçecek. Demokrasi tarihimizde yeni bir çığır açan, Yeni Türkiye ile millet arasında bir köprü oluşturacak bu demokrasi buluşması, süreci ve sonucuyla Türkiye için yeni bir ufuk meydana getirecektir” ifadelerini kullandığını hatırlatan Aydemir, 12 yıl sonra bu seçimin Türk siyasi hayatındaki etkilerinin çok daha açık okunabildiğini kaydetti.
Aydemir, Erdoğan’ın siyasi tecrübesi, milletle kurduğu doğrudan ilişki ve uzun yıllara yayılan liderlik çizgisini o dönemde de öne çıkardıklarını belirterek, 2014 seçimlerinin halkın Cumhurbaşkanlığı makamıyla doğrudan irade ilişkisi kurduğu tarihi bir eşik oluşturduğunu ifade etti.
YSK kayıtlarına göre 10 Ağustos 2014 seçiminde Erdoğan 20 milyonun üzerinde yurt içi oy alarak diğer iki adayın önünde seçimi ilk turda tamamladı.
12 YILA SIĞAN KRİTİK EŞİKLER
Aydemir, 2014 sonrasında Türkiye’nin olağan siyasi dönemlerin yanı sıra çok ağır güvenlik, ekonomi ve dış politika sınamalarından geçtiğine dikkat çekti.
15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsü, ardından devlet kurumlarında yürütülen yeniden yapılanma, 16 Nisan 2017 Anayasa değişikliği halkoylaması ve 24 Haziran 2018 seçimleri bu dönemin siyasi sistem bakımından en önemli eşikleri arasında yer aldı. YSK kayıtları, anayasa değişikliği halkoylamasının 16 Nisan 2017 tarihinde yapıldığını, Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin ise 24 Haziran 2018’de birlikte gerçekleştirildiğini gösteriyor.
Aydemir, 2014’te milletin doğrudan Cumhurbaşkanını belirlemesiyle başlayan siyasi sürecin, sonraki anayasal düzenlemeler ve seçimlerle yeni bir yönetim mimarisine ulaştığını değerlendirdi.
Türkiye’nin aynı yıllarda Suriye ve Irak kaynaklı güvenlik tehditleri, sınır ötesi operasyonlar, Doğu Akdeniz’deki mücadele, pandemi, Rusya-Ukrayna savaşı, enerji ve tedarik krizleri, 6 Şubat depremleri ve küresel ekonomik dalgalanmalarla karşı karşıya kaldığını hatırlatan Aydemir, Cumhurbaşkanlığı makamının bu süreçlerde karar ve koordinasyon merkezlerinden biri haline geldiğini söyledi.
MİLLET 2023’TE BİR KEZ DAHA ERDOĞAN’I SEÇTİ
Aydemir, 12 yıllık dönemin siyasi sürekliliğini gösteren önemli tarihlerden birinin de 28 Mayıs 2023 olduğunu kaydetti.
YSK’nın kesin sonuçlarına göre ikinci turda Recep Tayyip Erdoğan 27 milyon 834 bin 589 oyla yüzde 52,18’e ulaşırken, Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 47,82 oranında oy aldı. Erdoğan böylece Cumhurbaşkanlığı görevini sürdürmek üzere yeniden milletin oyuyla seçildi.
Aydemir, 2014 ile 2023 arasında sandığa yansıyan seçmen iradesinin Türk demokrasisinin siyasi süreklilik bakımından önemli göstergelerinden biri olduğunu ifade etti.
“2014 yılında milletin Cumhurbaşkanını doğrudan seçmesinin oluşturacağı tarihi etkinin altını çizmiştik. Bugün arkamızda 12 yıllık çok büyük bir siyasi tecrübe bulunuyor. Türkiye bu süre içinde darbe teşebbüsünden savaşa, salgından deprem felaketine kadar çok ağır hadiseler yaşadı. Sayın Cumhurbaşkanımız bütün bu dönemlerde milletin verdiği yetkiyle sorumluluk üstlendi. 10 Ağustos’un anlamını değerlendirirken bu geniş zaman dilimini beraber okumak gerekir.”
SAVUNMA SANAYİİNDEN BÖLGESEL DİPLOMASİYE
Aydemir, 2014 sonrasında Türkiye’nin güvenlik yaklaşımındaki değişime ayrıca dikkat çekti.
Savunma sanayiinde yerlileşmenin hız kazanması, insansız hava araçlarından deniz platformlarına, hava savunmasından füze teknolojilerine uzanan yeni kapasitenin oluşması ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin sınır ötesi operasyon kabiliyetinin genişlemesi, Aydemir’in değerlendirmesinde 12 yıllık dönemin öne çıkan başlıkları arasında yer aldı.
2026 yılı itibarıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarında Türk ordusunun bölgesel ve küresel barış açısından taşıdığı rolün özellikle vurgulandığını belirten Aydemir, savunma gücü ile diplomasinin birbirini tamamlayan iki alan haline geldiğini söyledi.
Türkiye’nin Rusya-Ukrayna savaşı boyunca yürüttüğü diplomatik temaslardan Karadeniz güvenliğine, Orta Doğu’daki krizlerden Kafkasya’ya kadar geniş bir coğrafyada doğrudan temas kurabilen ülkeler arasında bulunduğunu belirten Aydemir, 2026’da ABD-İran geriliminin ardından yürütülen diplomasi trafiğinin de Ankara’nın bölgesel rolünü yeniden gösterdiğini değerlendirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Haziran 2026’da ABD ile İran arasındaki mutabakatın bölgede kalıcı barışın önünü açması yönündeki beklentisini kamuoyuyla paylaşmıştı.
2026’NIN YENİ BAŞLIĞI: TERÖRSÜZ TÜRKİYE
Aydemir, 10 Ağustos 2014’ten 10 Ağustos 2026’ya uzanan siyasi tablonun güncel ayağında terör meselesinin ayrı bir ağırlık taşıdığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mayıs 2026’da terör yükünün sona ermesiyle Türkiye’nin önünde yeni bir yol açılacağını ifade ettiğini hatırlatan Aydemir, yaklaşık yarım asırlık güvenlik sorununda kalıcı sonuç üretme iradesinin Türkiye’nin önümüzdeki dönemindeki ekonomik, toplumsal ve bölgesel hedeflerine doğrudan etki edeceğini belirtti. (TC Cumhurbaşkanlığı)
Aydemir, güvenlik kaynaklarının üretime ve kalkınmaya daha güçlü biçimde yönelmesi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ekonomik hareketliliğin artması, ulaşım ve ticaret koridorlarının genişlemesi ve komşu ülkelerle ekonomik bütünleşmenin güçlenmesinin sürecin uzun vadeli sonuçları arasında yer alabileceğini ifade etti.
“2014’TE UFUK DEMİŞTİK, BUGÜN 12 YILLIK BİR TECRÜBEDEN SÖZ EDİYORUZ”
Aydemir, 12 yıl önce kullandığı “ülkeyi 2053’lere taşıyacak lider” ifadesinin uzun vadeli devlet vizyonuna ilişkin bir değerlendirme olduğunu kaydederek şöyle devam etti:
“10 Ağustos 2014 günü sandığa giden milletimiz bir Cumhurbaşkanı seçerken Türkiye’nin yönetim tarihinde yeni bir sayfa açtı. Biz o gün bunun büyük bir demokrasi eşiği oluşturacağını söyledik. Aradan 12 yıl geçti. 15 Temmuz’u yaşadık, sistem değişikliğini gördük, çok sayıda seçim geçirdik, salgınla, savaşlarla, depremlerle ve büyük bölgesel krizlerle karşılaştık. Türkiye bütün bunların içerisinden kendi iradesini muhafaza ederek yürüdü.”
Aydemir, 2025 yılı mal ve hizmet ihracatının 395,9 milyar dolara ulaşarak Cumhuriyet tarihinin rekor seviyesine çıktığına ilişkin açıklamaların da ekonomik kapasitenin geldiği noktayı göstermesi bakımından önemli olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin bundan sonraki döneminde üretim, yüksek teknoloji, savunma sanayii, enerji güvenliği, ulaşım koridorları ve bölgesel diplomasi başlıklarının daha fazla öne çıkacağını belirten Aydemir, 10 Ağustos’un yıldönümünü bu nedenle yalnızca geçmişe ait bir siyasi tarih olarak görmediklerini ifade etti.
Aydemir sözlerini, “10 Ağustos 2014’te millet iradesinin doğrudan Cumhurbaşkanlığı makamına yansıdığı tarihi bir başlangıç yaşandı. Bugün 12 yılın tecrübesiyle o güne baktığımızda Türkiye’nin geçtiği büyük sınavları, elde ettiği kazanımları ve önünde açılan yeni imkanları birlikte görüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ülkemize ve milletimize hizmet yolunda sağlık ve başarı diliyoruz. Milletimizin iradesinin devlet yönetimindeki güçlü karşılığını ifade eden 10 Ağustos’un 12. yılı kutlu olsun” sözleriyle tamamladı.